
Bu yazımızda ceza muhakemesi açısından son derece önemli iki koruma tedbiri birlikte açıklanmıştır. Her iki tedbirde hem kanun sistematiği hem de yargı pratiği açısından; bazen birlikte bazen de birbirlerinin alternatifi olarak uygulandığı gözlenmektedir. Konunun iyi anlaşılması açısından soru ve cevap şeklinde açıklama yapılmasının daha faydalı olacağı düşünülmüştür.
Tutuklama ve adli kontrol, şüpheli veya sanığın muhakemede hazır bulunmasını ve hükmün infaz edilmesini sağlamak ve maddi gerçeğe ulaşmak için delillerin karartılmasını önleme amacını sağlayan koruma tedbirleridir.
Ceza Muhakemesi Kanunu m.100 ve devamı maddelerde ayrıntıları düzenlenen her iki koruma tedbiri üst norm olarak anayasa m.13 ve m.19 deki hükümlerle de yakından ilişkilidir. Aynı zaman da AİHS m.5 düzenlemesi yine özgürlük ve güvenlik hakkı bağlamında koruma tedbirleri ile bağlantılı hükümlerdir.
Tutuklama;
Ancak uygulama da mahkeme veya sulh ceza hakimlikleri koşullar oluşmadan; suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve şüpheliye isnat edilen suçun karşılığı olan cezanın üst haddinin dikkate alınması suretiyle gibi soyut ifadelerle kişiler tutuklanabilmekte ya da adli kontrol tedbirine karar verilebilmektedir. Ölçülülük ilkesi gerek anayasa m.13 uyarınca gerekse CMK m.100 açık düzenlemesi gözetilerek temel hak ve özgürlüklere getirilen her türlü sınırlamanın ölçülü olması gerekmektedir. Tutuklama nedenlerini var sayılan ve somut olgularla ya da CMK m.103/3-a da düzenlenen katalog suçların varlığını gösteren somut delilin varlığında dahi ölçülülük ilkesi gözetilmeli, tutuklamanın istisna tutuksuz yargılamanın esas olduğu unutulmamalıdır. Hukuk devletinde keyfiliğin yeri yoktur. Adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kaldığı açıklanmaksızın, gerekçesiz, hukuki ve fiili nedenlere yer verilmeksizin tutuklamaya karar verilemez.
Adli Kontrol;
CMK m.101 ve CMK m.110 gereği tutuklama ve adli kontrol tedbirine Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen hakim/mahkeme tarafından karar verilir. Tutuklama talep edildiğinde şüpheli veya sanık müdafii yardımından faydalanır. Cumhuriyet savcısı tutuklama kararının geri alınmasını isteyebileceği gibi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli, sanık ve müdafii de aynı istem de bulunabilir. Bu durumda istem üzerine yetkili merciince üç gün içinde talebin kabulüne, reddine veya adli kontrol uygulanmasına karar verebilir.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda, ikili bir ayrım yapılması gerekecektir;
Asliye ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda tutuklulukta geçecek süre 1 yıl, bu süre 6 ay uzatılabilir, azami toplam 1,5 yıl olacaktır.
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda, yine ikili bir ayrım yapılması gerekecektir;
Tutukluluk hali soruşturma evresinde en geç otuzar günlük süreler içerisinde tutukluluk devamının gerekip gerekmeyeceği incelemesi Sulh Ceza hakimi tarafından şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar verilir. Bu karar da yukarıda belirtildiği gibi hukuki gerekçeli olarak verilmelidir. Soruşturma aşamasın da şüpheli tarafından da CMK 108/2 göre talep edilebilecek tutukluluk incelemesinin kişi özgürlüğü ve güvenliğini ilgilendiren bir kurum olması nedeni ile kovuşturma evresinde talep edilebileceği söylenebilir.
Adi Kontrol tedbiri açısından mevzuatta kontrol süresi öngörülmemiş, fakat adli kontrolün bir koruma tedbiri olduğu ve bu tedbirin uygulanmasını haklı kılabilecek yasal neden ortadan kalktığı durumlar da adli kontrol tedbirinin de sonlanması gerekecektir.
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 103,104 ve 105 birlikte değerlendirildiğinde, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerine, tedbir devam ettiği sürece her zaman itiraz edilebilir. İtirazın nereye yapılacağı muhakemenin hangi aşamada olduğuna (soruşturma evresinde veya kovuşturma evresinde) ve hangi mercii tarafından karar verildiğine (sulh ceza hakimliği veya esas mahkemesi) göre değişkenlik gösterecektir.
CMK sistematiğine göre kural olarak hakim kararlarına itiraz edilebilir ve itirazın usulü CMK 268. madde de düzenlenmektedir. Tutukluluk ve adli kontrol tedbirleri açısından soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliği karar verdiği düşünülürse CMK 268/3-b hükümlerinin göz önüne alınması itiraz incelemesinde görevli mercii açısından son derece önemlidir. Diğer durumlar da esas mahkemesinin ve karar merciinin kim olduğuna göre aynı maddenin devamı hükümlerine itiraz yapılması gerekecektir.
Yukarıda izah edilen yasanın öngördüğü şartlar gerçekleşmeden tutuklanan,
kararın kesinleştiği kendisine tebliği edilen kişi, tebliğden itibaren 3 ay içerisinde maddi ve manevi zararının tazminini, oturduğu yer ağır ceza mahkemesinden talep edebilir.
Temel hak ve özgürler açısından taşıdığı önem nedeni ile tutukluluk ve adli kontrol tedbirlerinin titizlikle araştırılması gerekirken maalesef usul ve yasaya aykırı kararlar da verilebilmektedir. CMK 141ve 142’ göre suç soruşturması veya kovuşturması sırasında yakalama, arama, el koyma ve tutuklama şeklindeki koruma tedbirinin hukuka aykırı ve haksız olarak uygulanması sonucu kişilerin uğradığı maddî ve manevî zararların tazmini mümkün olmaktadır. Önemle belirtmek gerekir ki CMK 141 ve 142 de başta tutuklama olmak üzere bazı koruma tedbirlerinin hukuka aykırılığı dolasıyla tazminat yükümlülüğüne dair hükümler varken adli kontrol tedbirleri açısından tazminat talebine ilişkin düzenleme bulunmamaktır. Ancak adli kontrol tedbirlerinin uygulanması sonucunda ortaya çıkan zararın idarenin genel sorumluluğuna ilişkin kurallar çerçevesinde tazmin yolu seçilebilecektir.
Şüpheli veya sanık hakkında tutuklama istenildiğinde, kişi ya kendi özel müdafiinden ya da baro tarafından atanan müdafii yardımından faydalanması yasal zorunluluktur. Her ne kadar itiraz aşamalarında avukatla başvuru zorunluluğu aranmamış olsa da; iddia edilen suç ve görevli mahkemeye göre ceza alanında daha yoğun çalışan avukattan hukuki yardım alarak sürecin yürütmesi daha faydalı olabilecektir.
Yargıtay 12.Ceza Dairesi 2020/11354 E. 2022/1929 K.
“…Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre;
5271 sayılı CMK’nın 141. maddesi uyarınca, Kanuna uygun olarak hakkında koruma tedbiri uygulanan ve haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin tazminat isteminde bulunabileceğinin açıkça belirtilmesi karşısında, yapılan soruşturma kapsamında davacı hakkında 14 saatlik gözaltı kararının akabinde yapılan yargılama neticesinde beraat kararı verilmesi sebebiyle davacı lehine yerel mahkemece uygun miktarda bir tazminata hükmedilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 14.03.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”